PEGGY GUGGENHEIM KOLEKSIYONU

PEGGY GUGGENHEIM

BİR YAŞAM

Sıcak yaz günlerinde binlerce turistin uğrak yeri olan Venedik şehrinin dar ve serin sokaklarından

birinin sonunda ilginç bir kapı görürüz. Demirlerin arasına renkli ve şeffaf taşların yerleştirildiği bu kapı

bir sanatçıya aittir: Claire Falkenstein. Kapının üzerindeki beyaz mermer alınlıkta "Peggy Guggenheim

Koleksiyonu" yazar. Kapı, yemyeşil ve huzur dolu bir iç bahçeye açılır: Heykellerle dolu bir iç bahçeye.

Giacometti, Max Ernst, Henry Moore ve diğerleri... Bembeyaz yapıdan içeri girdiğinizde karşınıza

çıkan merdivenler sizi başka bir sanatçının, Marino Marini'nin Şehir Meleği (L'angelo della città)

heykelinin beklediği Büyük Kanal'ın kıyısına ve olağanüstü bir Venedik görünümüne götürür. Yapının

iç mekanları ise Picasso, Braque, Klee, Mondrian, Magritte, Dali, Pollock, Rothko, Dubuffet gibi

modern sanatın en önde gelen ustalarının eserlerine ayrılmıştır. Bu yapı, hayatının son otuz yılını

geçirdiği ve daha sonra Modern Sanatlar Müzesi'ne dönüştürdüğü Amerikalı bir kadının, Peggy

Guggenheim'ın evidir.

 

Peggy Guggenheim’ın öyküsü, 19. yy’ın ortasında Amerika’ya göç eden Simon Guggenheim ve oğlu

Meyer ile başlar. Sokak satıcılığı ile hayata atılan Simon ve Meyer Guggenheim’ın işleri gittikçe büyür.

Oğul Guggenheim, madenlere yaptığı yatırımlarla dünyanın sayılı milyonerleri arasına girer. Öyle ki, 1.

Dünya Savaşı arifesinde, bu aile şirketi, dünyanın bakır madenlerinin yüzde seksenine sahipti.1898’de

doğan Peggy, bahsedilen Mayer’in altıncı çocuğu olan Benjamin Guggenheim’ın ikinci kızıydı; ancak

aile servetinden aldığı pay son derece az olacaktı. Maceralı yaşantısı ailesi tarafından tasvip

edilmeyen Benjamin, şirket içi anlaşmazlıklarında etkisi ile aile işinden ayrıldıktan sonra, Peggy ve

annesi Floretta’yı New York’da bırakıp Avrupa’ya gitmiş, burada bir sürü değişik işle uğraştıktan sonra,

1912’de Titanik’le Amerika’ya geri dönerken boğulmuştur. Böylece, 14 yaşındaki Peggy ve annesi,

kendilerini gittikçe büyüyen Guggenheim servetinin sadece seyircisi olarak bulurlar. Yedi yıllık bir dava

sonunda aldıkları $450 000’ın getirdiği vade, hayatı boyunca Peggy’in yegane para kaynağı olmuştur.

Genel inancın aksine, Peggy asla sonsuz bir para kaynağına sahip olmamıştır.

 

Yetişkinliğe ayak basar basmaz ilk işi özgürlüğünü ilan edip Amerika’yı dolaşmaya başlamak olan

Peggy, kısa süre sonra ilk kocası olacak Laurence Vain ile karşılaştı. Peggy’nin sanat dünyası ile

tanışmasını sağlayan Laurence, bir Dada heykeltraş ve kolaj sanatçısıydı. Laurence Vain, evli

kaldıkları on sene içinde onu Montparnasse’da cafe’lerde Marcel Duchamp ve Man Ray gibi modern

sanatın önemli isimleri ile tanıştırdı.

 

Peggy’nin modern sanat kariyeri 1938’de Londra’da Guggenheim Jeune Galerisini açtığında başladı.

Onu bu konuda yüreklendirenler 1969’da Nobel alan ünlü Sürrealist oyun yazarı Samuell Beckett ve

Marcel Duchamp’dı. Jeune’de ki sergilerden biri Duchamp’ın önerisi ile Vasily Kandinsky’nin

eserlerinin Londra’da ilk sergilenişiydi. Bu sergiden, Peggy’de kendisi için şu anda Solomon R.

Guggenheim Müzesine ait olan Baskın Eğri isimli (Dominant Curve) isimli çok değerli bir tabloyu satın

aldı. Temmuz 1938’de Tves Tanguy’un açtığı sergi, Peggy’nin kariyerindeki ilk sürrealist olay olduğu

gibi, aynı zamanda da ilk finansal başarısıdır. Bu sergi sırasında da, Mücevher Kutusunun İçindeki

Güneş (Le Soleil dans Son Ecrin) eserini aldı. Bu gibi alımların bir bölümü de sanatçıların tatmin

olmaları için yapılıyordu. En sonunda Peggy hediye verme tutkusundan da vazgeçerek koleksiyon

yapmaya karar verdi.

İleride açacağı müzesi için planlarından bahsederken şöyle demiştir: “Projeye para yetiştirebilmek için

kişisel harcamalarımı kesme yolları aradım. Aslında eski arkadaşlara ve sanatçılara yılda on bin dolar

vermeseydim, yeterli param olurdu; ancak bu kişileri ortada bırakamazdım. Harcamalarımdan kıstığım

her kuruşu müze için kullandım.” Peggy’nin sanata olan tutkunluğu, büyük babası Meyer’den edinilmiş

bazı özellikler gerektiriyordu. Kararlılık ve hayal gücü. Müzeyi açmaya karar verdiğinde de bu

özelliklerini kullandı.

 

1939’da açılışından beri para kaybettiği ve savaşın ekonomik problemlere yol açtığı bir dönemde

galerisini kapatıp, Londra’da bir Modern Sanat müzesi açmaya karar verdi. Bu, Peggy’nin hayatında

önemli bir noktadır. Her ne kadar o ana dek sanat eserlerini satın almış olsa da, ilk defa bunlar bir

müze adı altında gösterime sunulacaktı. Bu önemli kararı nasıl verdiğini bilmek ilginç olabilir. Peggy

kendisi “Madem bu parayı kaybetmiştim, o halde çok daha fazla para kaybedip işe yarar bir şey

yapabilirdim” demiştir. Aynı zamanda, kısa süre önce olan bir olayda onu etkilemiş olabilir. Sanatçının

kendinden gelen öneri üzerine Peggy, Kandinsky’nin Kırmızı Nokta 2 (Red Spot 2) isimli tablosunu,

amcası Solomon Guggenheim’a satmayı önermiştir. Solomon’un sanat danışmanı Hilla Rebay’dan

onun Guggenheim ismi altında sanat ticareti yapmasını eleştiren, iğneleyici bir cevap almıştır. Rebay

aynı mektupta şunları da yazmıştır. “Amaçsız sanat ile ilgileniyorsanız, bu tür çalışmaları alabilir ve

koleksiyonda yapabilirsiniz... Seçmeyi iyi becerirseniz, ülkenize iyi bir koleksiyon bile bırakabilirsiniz”.

 

Peggy, biografisinde kendini demirden heves olarak tanımlayan Herbert Read ile bu dönemde tanıştı.

Read, Peggy’nin yapabilaceği en iyi seçimdi. Naum Gabo, Barbara Hepworth, Ben Nicholson, Roland

Pensore ve diğer Sürrealistlerle iyi arkadaş olan Read, taraf tutmayan bir eleştirmendi. Read, Kenneth

Clark ve Penrose'a yazarak Peggy'ye vekil olarak katılmalarını rica etti. Müzeyi Kenneth Clark'ın

Portland Meydanı'ndaki evinde açmayı planladılar. Peggy’nin Read ve Duchamp tarafından

desteklenerek Kübist, Soyut ve Sürrealist yapıtları eşit kararlılıkta toplamış olması, koleksiyonunun en

önemli özelliklerinden birisidir. Çoğu hiçbir koleksiyonun sahip olamadığı bir anlaşılırlık ve çoğulluğa

sahiptir. Bunu her şeyden önce, Peggy’nin etrafını çok bilgili ve becerikli danışmanlarla doldurma

becerisine borçluyuz. Duchamp ve Read’in yanında, Nellie von Doesburg (Theo von Doesburg’un eski

karısı) ve dikkat çekici bir adam olan Howard Putzel’i de katmalıyız. Putzel, çağdaş sanat eserlerini

anlayabilme ve değerlendirme yetenekleriyle donanmış bir tacirdi.

 

Ne yazık ki araya 2. Dünya Savaşı girdi. Peggy, Read ile olan kontratını feshetti ve müze için ayırdığı

parayla yeni sanat eserleri almaya başladı. Read'in Londra'daki müze için bir başlangıç sergisi olmak

üzere hazırladığı sanatçı listesini de kullanarak, 1939 ile 1942 yılları arasında Londra'dan, Paris'ten ve

New York'tan 170'in üzerinde modern sanat eseri topladı. Bunların çoğunu koleksiyonunda görmek

mümkündür. Savaşın belirsizliği sanatçıları, ellerindeki eserleri çok ucuza vermek zorunda bırakmıştı.

Pek çok sanatçının atelyelerine giderek resim aldı. Ancak Peggy'nin şansı, bir tek Pablo Picasso ile

yaver gitmemişti: Picasso, Peggy'nin, elinde alışveriş listesi ile bir burjuvazi ev kadını olduğunu

söyleyip onu evinden kovmuştu

.

1941’de Peggy ve müstakbel eşi Max Ernst, Naziler’in işgal ettiği Fransa’dan kaçarak Peggy’nin

doğduğu New York’a geri döndüler.

 

1942 de Peggy New York da “Art of This Century” isimli bir müze-galeri açtı. Açılış partisinde sembolik

bir davranışta bulunarak bir kulağına Soyut Sanat Akımı’nın isimlerinden Alexander Calder tarafından

yapılmış bir küpe, öteki kulağına da sürrealist bir sanatçı olan Tanguy’un yaptığı bir başka küpe

takarak soyut ve sürrealist akımlar arasında taraf tutmadığını gösterdi. Farklı eğilimlerin bu birleşimi

galeride ve koleksiyonun yerleştirilmesinde de kendisini gösterdi.

 

Peggy bu projede Avusturya kökenli mimar ve heykeltraş Frederick Kiesler’e güvenmişti. Kiesler, bir

süredir düşünüp biçimlendirdiği fikirleriyle, sanat eserini ortam ile birleştirerek izleyen ile eserin

arasındaki bütün bariyerleri kaldırmaya çalıştı. Bu bariyerlerin en belirgini olan resim çerçevesini

ortadan kaldırdılar. Bu heyecan verici fikir ile Art of This Century Müze-Galerisi, New York’un en

enteresan çağdaş sanat merkezlerinden biri haline geldi. Kübist ve soyut sanat mavi tabanlı, duvarları

mavi dalgalı tuval bezleri ile kaplanmış bir odada sergileniyordu. Tablolar büyük üçgen kolonlara

asılmıştı. Değişken va şeffaf efekt, Kübizm ve Soyut resmi çağrıştıran resimsel boşluğa benzer bir

görüntü yaratıyordu. Bir başka salonda sürrealist sanat eserleri kavis duvara takılmış bulunan tahta

sopalara asılmışlardı. Ekspres tren sesi kaydedilmiş bir cihaz, korku ortamı uyandırmak için sürekli

çalarken, belirli aralıklarla yanıp söndürülen ışıklarda, yuvarlak boşluğun içinde kanın damarlarda kalp

atışlarıyla ilerlemesi izlenimini yaratıyordu.

 

1943’de Putzel, ileride Soyut Ekspresyonizmi kuracak olan Jackson Pallock’u Peggy Guggenheim’la

tanıştırdı. Pallock’un nadir bir deha olduğunu farkeden Peggy, Pallock’a verdiği aylık para ile kendisini

sadece resme vermesine yardımcı oldu. 1943’de ise, Pollock’un “Art of This Century”de tek başına bir

sergi açmasını sağladı. Peggy'nin Pollock'un hayatı üzerinde bir çok değişik etkileri olmuştu.

Peggy'den önce Pollock, resim satmak bir yana, doğru dürüst bir sergi bile açmamıştı.

 

Putzel’in rehberliğinde Peggy daha bir çok Amerikan sanatçısına sergiler açtırdı. William Baziotes,

David Hare, Robert Motherwell, Mark Rothko, Clayfford Still bunlardan bazılarıdır. Amerikalılar,

Avrupa’nın yenilikçi çalışmalarını ve bazen de sanatçılarını Peggy’nin galerisinde veya evinde görme

şansına sahiptiler. Bu sayede Peggy Soyut Ekspresyonizm’i beslediği gibi, gerek Sürrealist gerek

Amerikan Soyut Sanatı’nın yeni kuşakları ile Avrupa Sanatı arasında bağlar kurdu. “Art of This

Century” ile Peggy Guggenheim’ın New York sahnesinde ki etkisi o kadar fazlaydı ki, koleksiyonu

tarihsel bir doküman halini aldı. Koleksiyon, hem 1942 ile 1947 yılları arasındaki sanat olaylarını

belgeleyen, hem de onları etkileyen bir kuvvet olarak kabul edilebilir.

1947’ de Peggy Avrupa’ ya dönmeye karar verdi. Galerisini arkadaşına bırakarak Venedik’ te bir ev

aramaya gitti. Koleksiyonunu 1948 Venedik Bienali’nde sergiledi. Bu sayede Archile Gorky, Pollock ve

Rothko gibi sanatçıların eserleri ilk defa Avrupa’ da sergilenmiş oluyordu. Kübist, soyut ve sürrealist

sanatın varlığı, koleksiyonun sergilendiği Yunan Pavyonunu Modernizm’ in bu güne dek İtalya’ da

yapılan en tutarlı sergisi haline getirmişti.

 

1947'de Venedik'e yerleşmeye karar verdikten sonra -ki hep bir nehir kıyısında yaşamayı hayal

etmişti- Büyük Kanal'ın üzerinde, daha bitmemiş olan Palazzo Venier dei Leoni'yi satın aldı. 18. yy

sanatçısı olan Lorenzo Doschetti tarafından yapılan bina, komşu ailelerden birinin, gotik binalarının

yapısına zarar verdiği iddiasıyla mahkemeye şikayet etmesiyle yarıda kalmıştı. Dei Leoni ismi,

önündeki aslan başı heykelleri yüzünden verilmiş ve bir zamanlar evde aslan beslendiği öyküsünü

yaratmıştır.

 

Venedik Bienali’nden sonra Peggy, koleksiyonunu Floransa’da Palazzo Strozzi’ye ve Milano’da

Palazzo Reale’ye taşımaya davet edildi. 1950’de Pollock’un 18 parçasını bulunduran tüm

koleksiyonunu Venedik’te Correr Müzesi’nde gösterdi. Bu olay Pallock’un Venedik Bienali’nde

Amerikan Pavyonu’nda gösterimi ile aynı zamana denk gelir, ancak pavyonda Pollock’un sadece üç

eseri gösterilmiştir- öncelik daha yaşlı bir sanatçıya tanınmıştır:- John Marin-. 1948’de de olduğu gibi,

Peggy Bienal’den bir kuşak daha ileride olduğunu kanıtlamıştır.

 

Peggy hayatının geri kalanını, bir çağdaş sanat müzesi açmaya karar verdiği Venedik’te geçirdi.

Savaş sonrası sanat eserleri almaya devam etti. Ancak Pollock’un ve diğer Soyut Ekspresyonistler’in

ünlenmesi için bir çok müzeye yaptığı bağışlardan pişman olmuştu. 1960’ların başlarında ise, Pop Art’ı

yadırgamasıyla beraber sanat eserlerinin fiatlarınında artması, koleksiyonunun gelişmesini durdurdu.

Koleksiyonuna damgasını vuran akımların-Kübizm, Avrupa Soyutçuluğu, Sürrealizm ve Erken Soyut

Ekspresyonizm- sunulması ve müzesinin geleceği ile ilgilenmeye başladı.

 

Peggy koleksiyonu içinde Amsterdam’daki Stedelijk, Londra’daki Tate Galerisi, Zürih’deki Kunsthaus,

Stokholm’deki Moderna Müzesi’nin de bulunduğu bir çok müzeye ödünç verdi. 1947’de Paris’teki

Orangerie’de koleksiyonu gösterildiği zaman hazırlanan katalogda, resim ve heykellerinin gerçek bir

müze ortamında sergilenmesinden çok büyük bir memnuniyet hissettiğini yazdı.

 

1969’da Solomon R. Guggenheim Müzesi Peggy’i koleksiyonunu New York’da sergilemeye davet etti.

Peggy bu olay sırasında yalısını ve koleksiyonunu Solomon R. Guggenheim Vakfı’na bağışlama kararı

verdi. “Kendisiyle evlenmek isteyen biri için görücüye çıkan bir kız gibi heyecanlanmıştım” diye

yazmıştı.

 

1937’de kurulan vakıf, New York’da 5. Cadde deki Solomon R. Guggenheim Müzesi’nin haricinde,

Manhattan’da Solomon R. Guggenheim Müzeleri’ni ve Venedik’deki Peggy Guggenheim

Koleksiyonu’nu da işletmektedir. Beraberce Guggenheim Müzeleri dünyanın en önemli Modern Sanat

holdinglerini oluştururlar.

 

Peggy kanalın kıyısındaki evinde, koleksiyonunu teşkil eden eserlerin sanatçılarıyla evini ve yaşamını

paylaştı. Dostları ve misafirleri arasında ressamlar, müzisyenler, şairler; Herberd Read, Marc Chagall,

Man Ray, John Lennon,Yoko Ono, Henry Moore ve daha pek çoklarının da olduğu ünlü insanlar vardı.

1949'da tutmaya başladığı konuk defterleri, Peggy'nin hayatı ve felsefesi hakkında bize fikir verir.

Üzerinde yaldızlı P.G. harfleri bulunan bu gayet şık deri kaplı defterler, bahçede çalışan

bahçıvanlardan, kendisini ziyaret eden sanatçılara kadar bir çok insanın imzalarını ve yazılarını içerir.

Peggy'nin deyimiyle, "misafirlerin deftere yazı yazmaları, mümkünse bir şiir veya çizim eklemeleri" onu

çok mutlu ediyordu. Peggy'nin ölümünden önce, oğlu Sindbad'ın eşi olan Peggy Vail, bu beş defteri

toplayıp, yayınlamayı istemişti. Biraz zorlukla ikna edilen Peggy, gelininin niyetinin içten olduğunu

kabul edince, Peggy Vail, defterdeki imzaları çözmeye başlamış, ancak bu iş, Peggy Vail'in kanserden

ölümü üzerine yarıda kalmıştır. Bunun üzerine defterler kızı (Peggy'nin torunu) Karole P. B. Vail'e

kalmıştır; o da bunları, 1998' de Peggy'nin doğumunun 100'üncü yıldönümü için hazırladığı kitapta

kullanmıştır; ancak defterdeki imzaların çoğu hala çözülememiştir. Defterdeki isimler arasında

Giacometti, Herbert Read, Truman Capote, Marino Marini, Jean Dubuffet, Man Ray, Tancredi, Joan

Miro, Hundertwasser gibi değişik sanat dallarından bir çok sanatçının yazılarını ve çizimlerini

bulabiliriz. Sözgelimi, burada balayını geçiren heykeltraş Giacometti, deftere, hızlı bir çizim yaptıktan

sonra, altına Fransızca olarak şunları yazmış, sonra da eşiyle imza atmışlardır: "Bu çizimi bu akşam

bitirmem mümkün değil. Yarın ayrılıyoruz. Kendimi çok iyi hissettiğim bu yerde günler hızla akıp gitti.

Geri gelmeyi çok isterim; Peggy'ye, konukseverliği için çok teşekkür ederim". Marino Marini ise,

deftere güzel bir at eskizi çizmiş, altına ise "Senin için - verebilesin ve affedebilesin / Benim için -

alabilsem ve unutabilsem" yazmıştır. Sanatçı Jean Arp ve karısı ise, defterde, Peggy'nin onlara

Venedik kanallarında yaptırdığı gondol gezileri için teşekkür etmişlerdir. Bienaller sırasında Palazzo

Venier dei Leoni sanatçıların yanında, aralarında Herbert Read'in de bulunduğu pek çok sanat

eleştirmeni ve sanat küratörlerine de ev sahipliği yapmıştır. Defterlerdeki en enteresan çizimlerden

birisi ise, ünlü San Marco meydanındaki sütunlardan birinin üstündeki kanatlı aslan heykelini örnek

alıp, Peggy'nin köpeklerinden birini kanatlı olarak bu sütunun üzerinde resmeder. Sahne dizaynırı

Eugene Berman, bu çizimi yaptıktan sonra altına "The Lhasa of San Marco" yazmıştır.

 

Lhasa, Peggy'nin köpeklerinin cinsiydi. Tam dokuz Lhasa'sı olan Peggy, onlardan "benim köpek ailem"

diye bahsedermiş. Köpeklerini o kadar seviyormuş ki, defterlerdeki bazı yazılar, onun köpekleri ile

ilişkisini bilmeyen insanlar için şaşırtıcı, hatta dehşet verici niteliktedir. 1979’da ölen Peggy’nin

küllerinin otuz yılını geçirdiği evinin bahçesinin bir köşesine sonuncusu kendinden bir kaç gün önce

ölen köpekleri ile aynı yere gömüldüğünü bilmek, köpekleri ile arasındaki ilişkinin ne kadar güçlü

olduğunu gösterir.

Venedik'in, Peggy yaşarken kültürel bir uğrak noktası olmuş olan evi Palazzo dei Leoni, aynı işlevini,

Venedik şehri yaşadıkça “Peggy Guggenheim Müzesi” olarak devam ettirecek.

Ayşe Özel

Mart 2000


Kaynakça:

  • Karole Vail, Peggy Guggenheim: A Celebration (Solomon R. Guggenheim Museum, 1998)
  • Masterpieces from the Guggenheim Museum (Solomon R. Guggenheim Museum, 1996)
  • Edward Lucie-Smith, Art Today (Phaidon Press Limited, 1986)