Tabii, minyatürler bir islevi yerine getiren eserler. O devrin önemli olaylarini -ki, bunlar daha çok saray çevresine, padisahlara, onlarin savaslarina ve basarilarina dair olaylar, sünnet dügünleri vs.- hikâyeci bir üslûpla anlatiyorlar, metni açiklayici mahiyette. Sanat eseri ortaya koymak gibi bir kaygilari yok sanatçilarin. Bati anlaminda resim yapmamis, yapamamis bir toplumda, sanatçilar kendilerini öyle ifade ettiler. Ama minyatürlerde, tekrarlar olsa bile, çok zengin bir renk dünyasi, anlatim dili, bir yasam sevinci, son derece dengeli ve saglam bir kurgu var. Bugün Bati resminde gördügümüz birtakim kurallari ve unsurlari yakaliyorsunuz ama, Bati resmi gibi üç boyutlu degil. Aslinda, Ortaçag'da Bati'da da minyatür var, Dogu'da da... Çok da paralellikler var bu kültürler arasinda. Bati, Rönesans ile önemli bir adim atarken, Dogu uzun süre kendi içinde yasamayi sürdürüyor.
Ben evrensel anlamda sanat yapabilmek için, kendi kültürel ve estetik birikimlerimizin daha sistematik ve bilimsel yöntemlerle arastirilmasi gerektigine inaniyorum. Gelenekten yararlanma tavri dünya sanatinda da var. Gauguin, Tahiti'ye gidiyor; Climt, Dogu minyatürlerini görüyor, inceliyor. Ben de "daha özgün ve kisilikli bir Türk resmi buradan çika- bilir mi?" düsüncesiyle basladim. Tabii, burada gelenekseli günümüze tasimak degil de, 20. yüzyilin resim tasalari içinde yorumlamak istedim. Fakat, o malzemeyi de biraz sevdim. Yani, ona da bir parça bagli kaldim. Bir taraftan da, unutulmus ve biraz da ihmal edilmis olan bu sanatlari gündemde ve canli tutmak gibi bir kaygi duydugumdan da sözedebilirim.
Iyimser bir bakisim var tabii. Resimlerimi minyatürler de etkiliyor ama, galiba esas olan iyimser kisiligim. Beni yakindan taniyan arkadaslarim, kisiligim ile resimlerimin uyumlu oldugunu söylerler hep.
Gözlem gücüne dayanan bir sanat türü resim. Önce gördügüm ve yasadiklarimdan etkileniyorum. Geleneksel sanatlardaki ritmik tekrar beni biçimsel olarak etkiliyor; sandallarda, semsiyelerde bu var. Duygusalliklara, yumusakliklara yer vermek istiyorum resmimde. Şehrin bir kösesindeki bir doga parçasi, çiçekçiler, hisleri ve renkleriyle insanlar konularim oluyor. Sonra kurgu ve eskize yogunlastigim bir asama var, birtakim resimsel kaygilar gütmek zorunda hissediyorum kendimi. Eskizden sonra da resme geçiyorum. Tabii, o biten resimde de hersey çözümlenmis ve söylenmis olmayabiliyor.
Minyatürde tabii çok figürlü kompozisyonlar var. Figürleri konuyla baglantili olarak yapmislar ama, çok saglam bir kurguya da oturtabilmisler. Küçük boyutlarda o kadar insani birarada kurgulamak gerçekten resimsel açidan küçümsenmeyecek bir basari. Gerçekten sanat egitimi de almamis bu sanatçilar. Atölyede yetisiyorlar ama, Batili anlamda bir egitim degil onlarinki. Insanlarda o kadar basarili degiller ama, atlarda çok basarililar. Oranlari ve ölçüleri çok iyi yakalamislar. Doga tasvirlerinde müthis bir gözlem gücü var. Bir de tabii yaptiklari ise isimlerini yazmiyor, imza atmiyorlar. Yönetici de atölyenin herhangi bir bireyi gibi davraniyor.